Disconnected


"look at the dead outside my window

wonder what's on their mind

why do they run?

they all seem to have a mission

but then they cry themselves to sleep..."


Sabahları evden çıkıp okula gitmek gibi sıradan bir ritüel bile aslında muhteşem bir gözlem alanı. Geçtiğimiz haftaların birinde bunun farkına varabildim. Her zamanki gibi "cep telefonunun gıcık alarmı ile uyan, duşa gir, duştan çık, giyin, bir şey unuttun mu diye kontrol et" şeklindeki sıralamam ile güne başladım, bayıklığın tanımı yeniden yazılıyor, evet. Velhasıl kendimi sokağa güç bela atıp, "sabah müziği"m ile ıslık çala çala okul yoluna koyulmuştum. Buraya kadar her şey normal. Sonra Bornova Metro'ya geldim, yine her zamanki gibi. Fakat tam metronun Bornova'ya vardığı ana denk geldiğim için yerin altından gayzer misali fışkıran insan kümesi beni karşıladı bu sefer, ki aslında bu da normal. Ters giden şey şuydu, karşılaştığım görüntü beni bir anlığına ürpertti. İnsanlar nasıl bir telaşla, acele ile sağa sola koşturuyor yalebbim. Ne kendilerinin, ne etraflarının farkındalar. Gidecekleri o "çok önemli" yere, işe geç kalmamak için önlerine çıkacak her şeyi parçalayacaklar sanki. Güdümlü füze gibiler; duygusuz, hedefe kitlenmiş.

İşin acı tarafı şu sanırım, ben de belki kaç sabah o yaşayan zombi grubunun arasındaydım da farkında değildim. Belki de kaç gün yanı başımda o gayzer fışkırıyordu da görmedim bile, dalgınlıktan ya da aceleden. Yani şunu demeye getiriyorum, aslında hepimiz aynı bokun soyuyuz da, bazılarımız bazen daha çok farkına varıyor bir şeylerin, ya da kendini daha çok kaptırıyor sorgulamadan.

Oysa sabahları o taze havayı ciğerlere doyasıya çekmek var... Kliniğe 5 dakika geç kalmayı göze alıp, evin önünde sizi karşılayan oyun arkadaşı arayan tahminen 2 aylık o sahipsiz gibi görünen köpek yavrusu ile oynamak var... Bunlar insana zombi olmadığını, yaşadığını hissettiriyor, iyi geliyor.

O köpeciğe sesleniyorum, sahibinin olmadığına emin olsam yeminlen kaçırırdım seni olm.

0 gezi:

Yorum Gönder